GÜLÜMSEME
2/8/2007
Genç kız üzgün görünen yabancıya gülümsedi. Adam kendini daha iyi hissetti. Geçmişte bir arkadaşının yaptığı bir iyiliği hatırladı ve ona bir teşekkür mektubu yazdı. Bu mektup arkadaşının öyle hoşuna gitti ki yemek yediği lokantada iyi bir bahşiş verdi.
Bu bahşişin miktarına şaşıran garson, paranın bir kısmını yolda gördüğü fakire verdi. Fakir adam çok sevindi; çünkü iki gündür ağzına bir lokma koymamıştı. Yemeği bittikten sonra kaldığı izbe odaya gitmek üzere yola koyuldu. Yolda soğuktan titreyen bir köpek yavrusuna rastladı ve onu alıp eve götürdü.
Soğuktan kurtulup başını sokacak yer bulduğu için köpekçik çok mutluydu.
Gece evde yangın çıktı. Köpek yavrusu havlamaya başladı. Bütün ev halkını uyandırana dek havladı ve böylece bütün ev halkı kurtuldu. Kurtulan çocuklardan birisi büyüdü ve cumhurbaşkanı oldu.
Bunların olmasını sağlayan ise bir kuruşa bile mal olmayan masum, sıcak ve içten bir "GÜLÜMSEME" idi.
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BİRLİK OLALIM
7/7/2007
BİRLİK VE BERABERLİK
Tarih boyunca insanları zor durumlara düşüren sebeplerin başnıda milli birlik ve beraberliğimizi korumayı unutmamız gelmiştir.
Yüzyıllar boyunca top-tüfek ile yıkılmayan devletler, düşman devletlerin insanlar araşma nifak ve ayrılık tohumlan ekmesi sonucu yıkılmış tarih sayfalarında bilgi notu olarak kalmıştır. Tarihe yok olan bir devlet olarak yerleşmemek için insanların milli birlik ve beraberliklerine sahip çıkmaları gerekmektedir.
Tarihimizde milli birlik ve beraberliğimizi korumak için kendilerini siper etmiş binlerce hatta milyonlarca isimsiz kahraman bulunmaktadır. Bu kahramanlar ki içinde Türk'ün ismini tarihe kazıyıp Anadolu'nun kapılarım açan Alparslan'dan, İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'e kadar hepsini zaferden zafere koşturan tek duygu kut
sal varlıklarımızı çiğnetmemek için çırpınan milli birlik ve beraberlik duygusudur. Birazcık bu duygumuzdan ayrılmak gafletine düştük, düşmanlar fırsat bilip tüm yurdumuzu işgal ettiler. Ama imkansızlıklara rağmen unuttuğumuz millî birlik ve beraberlik duygusunu hatırlayıp Atatürk önderliğinde kadın-erkek ayrımı yapmadan Anadolu'yu düşmandan temizledik.
Düşündüğümüz zaman Tarihimiz bir ibrettir bizim için;
Kültürümüz, soyumuz, dilimiz, dinimiz, bayrağımız ve neslimiz aynı olduğuna göre hiçbir zaman milli birlik ve beraberliğimizi bozmamalıyız. Aramızda dedikodu, kin, fitne ve fesada yer vermemeliyiz. Türk Milleti olarak en son kalan tek yurdumuz Anadolu'ya sahip çıkmalıyız. Birbirimize düşerek şehitlerimizin ruhlarına eziyet etmemeliyiz.
Dinimizin ve aklın tek yolu, birlik ve beraberliktir, birliğimizi bozmak isteyenlerre fırsat vermeyelim. Bu vatan hepimizin, sahip çıkalım.
Ne Mutlu Türk' üm Diyene.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BİRAZ TEBESSÜM
14/6/2007
| |
|
|
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ÖZENTİ ( Hayatın İçinden Hikayeler)
8/3/2007
Fakir bir adam, her gün televizyonlarda boy gösteren ve "ülkenin sayılı zenginlerinden biri" şeklinde tanıtılan sanayiciye özenip, onun gibi olmaya karar vermiş. Sık sık Allah'a yalvarıp:— Ver Yarabbi!. diyormuş. Fakirlikten bezdim usandım artık!.
— Adam, bu işi aklına koyunca, cebinde kalan son kuruşlarını, yine zenginlerin yazdığı "Nasıl Zengin Olunur?" ya da "Zenginliğin Sırları" gibi kitaplara yatırıp, her birini dikkatlice okumuş. Okumuş ama, açıkçası pek bir şey anlamamış. Her halde en iyi yol, dedesinden duyduğu şeyleri yapmakmış.
— Allah bütün duaları işitir!. dermiş, nur yüzlü dedeciği. Ne istersen O'ndan istemelisin.
Torunu, mecbur kalınca bu yolu seçmiş. Üstelik de dua için para gerekmiyormuş. Bir cuma namazında, sabaha karşı kılınan teheccüd namazının ve hemen arkasından yapılan duaların kıymetini öğrenince, geceleri yatmamaya başlamış. Saatlerce namaz kılıp, göz yaşları içinde dua etmiş. Bu arada kurbanlar da adamış tabi. Fakirlikten kurtulursa bir koyun, zengin sayılınca iri bir dana, köşeyi döndüğünde de bir deve kesecekmiş. Gelen miktara göre, bu sayı daha da artabilirmiş.
Paranın gelmesi geciktiğinde, bu sefer de oruca niyetlenmiş. Her ayın on beş günü, hiç aksatmadan oruç tutuyormuş, üstelik de fazla bir şey yemeden. Sonunda bir deri bir kemik kalmış ama, kendisine bir haller olmaya başlamış. Yakınlarına, gâipten tuhaf sesler duyduğunu, hatta bazen birileriyle konuştuğunu söyleyip duruyormuş.
Duyduğu ses her neyse, bir gün ona seslenip:
— Ey garip adam!. demiş. Özendiğin o kişiyi tanıyor musun?
Adam biraz düşünmüş. Bahsedilen kişiyi, sadece ekranlarda gördüğünden, nasıl yaşadığını, neler yiyip içtiğini, nerelerde gezdiğini pek bilmiyormuş.
— İstersen daha yakından tanı!. demiş ses. Hem önceki hayatını, hem sonrasını.
Ve mânevî bir sinemayla, hayranlık duyduğu kişi gösterilmiş adama.
Perdeye ilk yansıyan, o zenginin önündeki bir insan seli imiş.
Adam, hemen sormuş: “Bu kuyruk nedir?” diye.
— Zengin adam, işçilere aylık veriyor!. denmiş. Bir çok fabrikasında, karınca sürüsü gibi işçi çalışır. Maaşları kendisi vermekten hoşlanır.
Fakirin hayranlığı, iyice artmış. Böylesine alçak gönüllü bir kişiyi, ilk defa görüyormuş.
Mânevî sinemada, manzaralar peş peşe sıralanmış. Biraz sonra farklı bir görüntü gelmiş perdeye. Zenginin elinde süslü bir bavul varmış, yanında da bir çok koruması elbette. Fakir olan, hayranlıkla ona bakarken, duyduğu ses bu sefer:
— Beğendiğin o kişi, güzel bir tatile çıkıyor!. demiş. Mevsim henüz kış ama, o sıcak bir ülkede dinlenecek. Tabi ki güneşte biraz bronzlaşacak!.
Fakir adam, bir kez daha içini çekmiş. Çünkü o güne kadar, ırgat gibi çalışmaktan tatil yapmamış.
— Ver Allah'ım!. demiş, sessizce mırıldanıp. Ben de onun gibi keyif süreyim.
Fakir adam daha sonra, o zenginin hayatından bir çok tablo seyretmiş. Boğazdaki muhteşem villasını, en son model üç beş tane arabasını, bankadaki hesaplarını falan.
Fukaracık, hülyalara dalıp giderken, o ses tekrar çınlayıp:
— İstersen farklı bir film koyalım, demiş. Anlaşılan bu işten çok hoşlandın.
— Evet!. diye atılmış fakir adam. Hoşlanmamak mümkün mü?
Görüntüler tekrar sıralanınca, adam bir yanlışlık var zannederek:
— Bu manzara yeni değil her halde!. demiş. Biraz önce aynısını görmüştük. Bir çok insan yine kuyruğa girmiş. İkinci görüntüde, bavulunu tekrar yanına almış. Her halde yine tatile gidiyor.
— Hayır!. demiş, kendisiyle konuşan. Kuyruktaki kişiler, ‘kul hakkı’ndan alacaklı olanlar. O zenginden hakkını istiyorlar.
O bavula gelince:
Adam uzun bir tatile çıkıyor. Fakat bu sefer, çok daha sıcak bir yerde bronzlaşacak. Gördüğün manzaralar, adamın öldükten sonraki halleridir.
Cüneyd SUAVİ
Yorum (11) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DEFİNE (Hayatın içinden hikayeler)
10/2/2007
![]()
Delikanlı, babalarının miras olarak bıraktığı arsaya bir ev yapmayı plânlıyordu.Fakat arsa, sadece bir ev yapabilecek genişlikteydi ve en büyük erkek çocuk olmasından ötürü burası ona yakışırdı. Delikanlı, “Allah vergisi” dediği açık gözlülüğü ile kısa bir süre sonra bütün işleri halletti ve diğer kardeşlerinin saflığından faydalanarak arsayı üzerine geçirdi. Ancak her zamanki parasızlığı ile evi nasıl tamamlayacağını kara kara düşünüyordu. Sonunda ona da bir çözüm buldu. Arsayı olduğu gibi evi de bedavaya getirecek, yakınlarından alacağı ödünç paraları inşaat malzemesine yatıracaktı. Enflasyon canavarı, nasıl olsa borçlarını bir kaç yıl içinde silip süpürür ve kendisini bedavadan ev sahibi yapardı.
Delikanlı, hangi arkadaşlarını daha kolay aldatabileceğini düşünürken, evin temel kazısını da bedavaya halletmenin yollarını arıyordu. Çünkü arsa, yer yer kayalık bir zemine sahipti ve kazma işi çok para tutacaktı.O halde, buna da bir çözüm gerekiyordu. Sonunda, dedesinden kalan el yazması Kur’ân’ın arkasındaki boş sayfayı kopartarak oraya bir define haritası çizmeye başladı. Evi düşündüğü yer, arsadaki dört büyük ağacın tam ortasıydı. Çizeceği haritada, köyün tarihî çeşmesine bitişik olan arsasını tarif edecek ve ağaçların arasında müthiş bir hazine bulunduğunu belirtecekti. Kendini bildiği günden beri babasıyla birlikte define aramaya gittiği ve kazmadık yer bırakmadığı için, bu tür haritaların inceliklerini gayet iyi hatırlıyor, çizgi ve işaretlerle donatılan yıpranmış bir haritanın, köy kahvesindeki acemi definecileri çılgına çevireceğini adı gibi biliyordu. İşini büyük bir itinayla tamamladıktan sonra, haritayı kahvehane masalarından birinin altına koyup oradan uzaklaştı.
Delikanlı, iki gece sonra arsasına gittiğinde, tahmin ettiği manzara ile karşılaştı. Uzaktan görebildiği kadarıyla üç-dört adam, gecenin soğuğuna ve inceden inceye yağan yağmura aldırmadan harıl harıl çalışıyor ve haritada tarif edilen ağaçların arasını kazıyordu. Delikanlı, daha sonraki gecelerde de tekrarlanan bu operasyonu uzaktaki bir ağacın altına kaykılmış vaziyette seyrederken, bütün mal varlıklarını eriten definecilikten ilk defa birşeyler kazanmanın sevinciyle türküler mırıldanıyordu.
Delikanlı, tamamlanmak üzere olan temel kazısını görmek için arsasına gittiğinde, daha da keyiflendi. Haritada tarif ettiği yer, sanki bir iş makinasıyla kazılmış ve arsayı bir kanser gibi saran büyük kayalar, tam istediği gibi parçalanarak arsa kenarına istiflenmişti. Böylelikle temel duvarları için gerekli olan malzeme de hazırlanmış oluyordu. Bir sigara tüttürmek için o kayalardan birine oturduğunda, sağa sola atılan kırık küpleri ve adamların gözünden kaçan tek bir altını görerek bulunduğu yere yığıldı.
O gün bütün şehir, dört ağaç arasından çıkartılan küpler dolusu define haberiyle çalkalanıyordu.
Cüneyd SUAVİ
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
REDDİ MİRAS
4/2/2007

Ankara'nın popüler gece kulüplerinden biri:
-Ne içmek istersiniz?
-Rakı lütfen.
-Kusura bakmayın, rakı yok, başka hangi içkiyi isterseniz var.
-Neden rakı yok?
-Rakı satmıyoruz burada...
İstanbul'da bir medya plaza restoran:
-Ne içersiniz?
-Kahve rica ediyorum, sade olsun.
-Türk kahvesi yok maalesef. Nescafe,filtre kahve, kapuçino, ekspresso verebilirim.
-Neden Türk kahvesi yok.
-Yapmıyoruz burada.
Tanınmış bir otelin lobisi:
-Ne alırdınız?
-Çay alyayım. Demli olsun.
-Zaten poşet çay vereceğim, demini kendiniz ayarlarsınız.
***
Geçen hafta birbiri peşisıra yaşadım bu sahneleri.
Adları neredeyse Türkiye ile özdeşleşmiş üç içecek; aslan sütü, sade kahve ve demli çay bu topraklardan kovulmuş gibiydi. Yıllar yılı kahveyi Yunanlılarla Araplara kaptırmama kavgası veren Türkler bu iddiadan kendiliğinden vazgeçmiş görünüyor. Rakı, ya onu "ayaktakımının içkisi" sayan sonradan görmeliğin yada sahtesine çatma endişesinin neticesi olarak servise konmuyor.
Tadını deminden alan tavşan kanı çay ise nicedir torbalandığı ipin ucunda sallanıyor.
Kazara bu üçünü bulduğunuzda ise ritüellerini bulamıyorsunuz:
Ne rakı ince uzun kadehte geliyor; ne çay ince belli geniş ağızlı bardakta, ne kahve köpük hizasında fincanda.
Bunca asırlık telveli kahve kültürü olan bir ahalinin, modaya uyup karton bardakta aromalı kahveye hevesle saldırması şaşırtıcı değil mi?
***
Asırlarca yaşamış bir kültürel mirası toprağa vermek, ne yazık ki bizim kuşağa kısmet oldu.
Listeyi uzatmak mümkün:
Bebeklerimize söylediğimiz ninnilerden, çocuklarımıza anlattığımız masallara, dükkanlarımıza taktığımız isimlerden orkestramızın çaldığı melodilere, alışveriş merkezlerinin atıştırma bölümlerinde yenen yemeklerden dini bayram adetlerine kadar her alanda bir reddi mirasın izleri görünüyor.
Gündelik yaşamın rafına kaldırılan gelenek, sadece turistler için yaşatılan bir arkeolojik eser sanki, o da tanınmaz halde:
Basketbol sahalarındaki semah gösterilerinde pota altında dönen amatör semazenler, janjanlı kostümler içinde ucuz oryantal-folklor ekipleri, Türk gecelerinde damak zevkimizi temsilen dağıtılan döner-ayran paketleri.
Canhıraş türküler eşliğinde çiğköfte yoğrulan sıra geceleri.
Özetle, tam bir kültür keşmekeşi.
***
Öğle yemeği niyetine bilgisayar başında porselen bardakta domates çorbası içen bir nesilden asırlık kahve kültürünü yaşatmasını beklemek hayalperestlik olur,biliyorum.
Ama bu ülkenin geleneksel müziğini, desenini, eserini, ninnisini, dilini, damak zevkini korumak, gelecek kuşaklara doğru aktarmak ve çağdaşlaştırıp özendirmek için yapabileceğimiz hiç bir şey yok mu?
ALINTI

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BİRKAÇ GÜZEL SÖZ
31/1/2007

Bizler gökkuşağındaki renkler gibiyiz. Hepimiz farklı ve özeliz.
Eğer sizlerde kendi özelinizi bulmak istiyorsanız;
BAŞKALARIYLA DEĞİL KENDİNİZLE YARIŞIN.
İşte size bu yolda pusula olacak birkaç güzel söz...
- Dünya üç günden ibarettir;
Dün, bugün, yarın, dünden öğren, bugün için yaşa,
yarın için hayal kur. Dün geçti, yarının ne getireceği
belli değil, öyleyse bugünün değerini bil
- Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir.
Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir.
Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir. (Francıs Bacon)
- Dün yaptığınız şey size hala çok iyi görünüyorsa,bugün yeterli
değilsiniz demektir. (Erla Wilson)
- Elmas nasıl yontulmadan güzelleşmezse insanda acı çekmeden
olgunlaşmaz. (Conficius)
- Erişmek istedikleri hedefi olmayanlar çalışmaktan zevk
almazlar. (Emile Raux)
- Hayatta bir gayesi olmayan insanlar,bir nehir üzerinde akıp
giden saman çöplerine benzerler; onlar gitmezler ancak suyun
akışına kapılırlar.(Seneca)
- Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez. (Montaigne)
- Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil.(Clavdius)
- Önemli olan düşüp düşmemen değil, tekrar ayağa kalkıp
kalkmamandır.(Vince Lombardini)
- Rüyaları gerçekleştirmenin en güzel yanı uyanmaktır.
- Yıpranmak paslanmaktan iyidir.(BishopCumberland)
- Zamanın değerini ancak işi olanlar bilir.
- Geldiğin zaman boşlukları dolduran değil, gittiğin zaman
yeri doldurulamayan biri ol.
- Karamsar olmakzor değil, zor olan çılgın bir fırtınadan
sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir.
- İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak,
Susulacak yerde konuşmak.
- Bizler yanlış yapabiliriz, önemli olan o yanlışların
farkına varılmasıdır.
- Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar,
sonunda yontula yontula tükenip giderler.(R. Hull)
- Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe, insan
yeni okyanuslar keşfedemez.(Andre Gide)
- Kum üstünde şaton olacağına, taş üstünde kulüben
olsun. (Anonim)
- Küçük şeylere gereğinden fazla önem verenler, elinden
büyük iş gelmeyenlerdir.(Eflatun)
- Ne kadar bilirsen bil, anlatabildiklerin karşındakinin
anlayabileceği kadardır.( Mevlana)
- Mutluluğu tutmanın tek yolu onu paylaşmaktır.(Byron)
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.Eğer sabredersen
her işte hayır olduğunu görürsün.
Sağlıcakla kalın...
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
SİGARANIN MARİFETLERİ
31/1/2007
|
SİGARANIN ZARARLARI |
|
Sigaranın vücuttaki tüm doku ve organlara sayılamayacak kadar çok zararları vardır. İşte bunlardan bazıları: | ||
|
Cildin yapısı bozulur, lekelenmeler ve kırışıklıklar oluşur. |
|
Ağız kokusuna, diş ve diş eti hastalıklarına neden olur. |
|
Gırtlak kanserlerinin en önemli sebebidir. |
|
Tat alma duyusu bozulur. |
|
Damar sertliğini hızlandırır. Kalp ve beyinde damar tıkanıklıklarına neden olur. |
|
Beyin hücrelerinin (nöronlar) ölümüne ve buna bağlı olarak hafıza ve öğrenme bozukluklarına ve hatta erken bunamaya neden olur. |
|
Göz merceğinin saydamlığının azalmasına (katarakt) neden olur ve görme bozulur. |
|
Akciğerlerde sayılamayacak kadar çok hasara neden olur: Astım ve kronik bronşit gibi kronik (müzmin_süregen) hastalıklara neden olur. Hava yolları (bronşlar) ve akciğerlerde birçok çeşit kanserin oluşmasına neden olur. |
|
Erkeklerde önemli bir impotans (iktidarsızlık) nedenidir. |
|
Mide-barsak sistemini de etkiler, gastrit, ülser ve yemek borusunda yanma (reflü hastalığı) gibi hastalıklara neden olur. |
|
Gebelikte içilen sigara, düşük doğum ağırlıklı (gelişme geriliği) bebek doğmasına neden olur. | ||
SİGARAYI BIRAKTIKTAN SONRA
- 20 dk. sonra, tansiyon normale döner.
- 1 gün sonra, kalp krizi riski azalmaya başlar.
- 2 gün sonra, nikotin vücuttan atılmaya başlar.
- 2 hafta sonra, spor yapmak kolaylaşır.
- 1 ay sonra, ciğer kapasitesi %30 artar.
- 1 yıl sonra, kalp krizi riski %50 azalır.
- 3 yıl sonra,kalp krizi riski hiç sigara içmemiş insanlarla aynı olur.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MEZARLIK SOHBETİ
13/1/2007
YAŞLI ADAM, eşinin kabrini ziyaret etmek için gittiği kabristanda, bir inilti duyarak yavaşladı. Sağa sola bakınarak kulak kesildi. Ortalıkta kimseler yoktu ama, o sesi işittiğinden emindi. Önce hızlı adımlarla kaçmak istedi. Fakat sanki büyülenmiş gibiydi. Korkudan olsa gerek ki, gücü zaten çok azalan ayakları tutulmuş, vücudu uyuşmuştu. Diz boyu otla çevrili mezarlar arasında, güçlükle ilerleyip o tarafa yöneldi. İnlemeyi bir kez daha duyunca, daha fazla yanaşmayıp yere oturdu. Tüylerini diken diken eden ses, birkaç metre ilerden geliyordu.
Yaşlı adam, bazı velî zatların, kabirdeki insanlarla konuştuğunu duymuş, bunları da herkese anlatmıştı. Belki laf olsun diye:
— Neden böyle inleyip duruyorsun? dedi. Bir derdin mi var?
Derinlerden gelen bir erkek sesi:
— Büyük bir azap çekiyorum!. dedi. Her kemiğim tek tek kırılmış sanki.
Yaşlı adam, tâ iliklerine kadar ürperdi. Acaba kendisi de, evliya mıydı? Her ne olursa olsun, bu cevabı kesinlikle beklemiyordu. Güç bela toparlanıp:
— Ne zamandır bu haldesiniz? diye sordu. Yani ne zaman öldünüz?
— Vallahi bilmiyorum!. dedi mezarda yatan. Sanki dün yaşıyordum, hatta eğleniyordum. Arkadaşlarla birlikte biraz içki içmiştik, daha sonra ayrıldık. Bu arada, sanki yüksek bir yerden düştüm. Her halde ölmüşüm ki, şimdi bu mezardayım. Üstelik de büyük bir azap çekiyorum.
— İçkinin haram olduğunu ve kabir azabına yol açtığını bilmiyor muydun? diye sordu dışardaki. Allah bilir, başka büyük günahlar da işledin.
— Keşke ellerim kırılsaydı!. dedi, adam. Keşke kırılsaydı da, o büyük günahları işlemeseydim. Keşke dudaklarım yapışsaydı da, içki denilen zehri içmeseydim. Ne yazık ki her türlü işi yaptım, kumardan tut tâ hırsızlığa kadar. Şimdi öyle pişmanım ki hiç bilemezsin. Burada bu şekilde, bir saniyecik bile kalmaktansa, ömür boyu aç kalmaya razıydım. Ağzıma içki değil, gerekirse bir yudum su bile koymazdım. Başımı da babam gibi secdeden kaldırmazdım.
— Demek baban dindar biriydi, dedi dışardaki. Neden onun yolundan gitmedin ki?
— Namaz kılmak biraz güç geldi, dedi adam. Oruç tutmak da öyle. Günde beş kez seccadeye yatmayı, uzun yaz günlerinde, aç ve susuz kalmayı istemedim. Açıkçası, havam bozulur diye korktum. Oysa şimdi bu karanlık çukurda yatıyorum. Tertemiz bir havaya, yemeğe ve suya hasret şekilde. Üstelik de dayanılmaz acılar içindeyim.
Yaşlı adam, biraz düşünceliydi. Acaba bu ölü için bir fatiha okusa, ya da dualar etse, faydası olur muydu? Bu konuda açıkçası çok ümitsizdi. Bir insan, kullarına verdiği sayısız nimetlerle merhametini ispatlayan ve kendisini en çok "Rahim" ve "Rahman" isimleriyle tanıtan Allah'ın azabına uğramışsa, âciz bir kul, o kişiye nasıl yardım ederdi?
Sessizce yerinden kalkıp ilerleyince, henüz yeni açılmış bir mezar gördü. Sahibini bekleyen bu çukurun yanında, birkaç tane içki şişesi vardı. Bir tek de ayakkabı.
Hemen o yana koştu. Boş mezarın içinde, üstü başı içki kokan bir adam yatıyordu. Ceketi de yüzüne dolanmıştı.
Yaşlı adam, önce mezara inmeyi düşündü. Fakat ağrıyan beliyle bu işi yapamazdı. Uzunca bir dal koparıp tekrar yanaştı ve bunu cekete taktırıp, sırt üstü yatan sarhoşun yüzünü açtı. Mezardaki adam, ondan fazla korkmuştu.
Yaşlı olan, bir anda rahatlayıp:
— Demek konuşan sendin? diye tebessüm etti. Seni ölü sanmıştım.
Mezardaki, derin derin nefes aldıktan sonra:
— Ben de öyle zannetmiştim!. diye sevindi. Geçen akşam buralarda içmiştik. Kafayı bulduğumda, bu çukura düşüp kaldım her halde.
Sarhoşun vücudu perişan bir haldeydi. Sırt üstü düştüğünde, üç beş tane kaburgası kırılmış, bir kez bile çalışmayan beyni sarsılmış, bütün gece o mezarda yatıp kalmıştı.
Yaşlı adam, hemen bir ambulans çağırdı. Sarhoş, mezardan kurtulup sedyeye alınırken, başını ona doğru güçlükle çevirerek:
— Sağ olasın amca!. diye teşekkür etti. İyileşir iyileşmez sana haber veririm. Bol mezeli bir çilingir sofrası düzenleyip, yeniden doğduğum günü kutlarız.
Cüneyd SUAVİ
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İNSANLARA SUNULAN BİR NİMET: YAĞMUR
12/1/2007
Her yıl gökyüzüne buharlaşan ve tekrar yeryüzüne yağmur olarak düşen su miktarı “sabit”tir: 16 milyon ton. Bu sabit miktar, Kuran’da “belli bir miktar su”yun gökten indirilmesi olarak haber verilmektedir.
"O Allah ki gökten bir ölçü ile su indirir." (Zuhruf Suresi, 11)
Her an milyonlarca metre küp su, okyanuslardan atmosfere, oradan da karalara taşınır. İnsan yaşamı, ancak bu dev su dolaşımı sayesinde sürebilmektedir. Eğer bu dolaşımı biz organize etmeye kalksaydık, kuşkusuz Dünya'nın tüm teknolojisini biraraya getirsek dahi başaramazdık. Ancak buharlaşma yoluyla, hayatımızın birinci şartı olan su, bize masrafsız ve zahmetsiz bir biçimde verilmektedir. Her yıl okyanuslardan 45 milyon metre küp su buharlaşır. Buharlaşan su, bulutlar haline sokulup rüzgarlar vasıtasıyla karalara taşınır. Böylece her yıl 3-4 milyon kilometre küp su, okyanuslardan karalara, yani bize ulaşmış olur.
Kısacası, bizim hiçbir şekilde dolaşımını kontrol edemediğimiz ve onsuz birkaç günden fazla yaşayamayacağımız su, bizlere özel olarak gönderilmektedir. Kuran'da, bunun insanın "şükretmesi" için en açık işaretlerden biri olduğunu Allah şöyle haber vermektedir:
"Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?" (Vakıa Suresi, 68-70)
YAĞMUR DUASI
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Biri damla damla alnıma düşer
Diğerinde durup göğe bakarım
Ne şehir ne deniz kokan gemiler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Nedense aldanmış bir gece annem
Bir kadın gömleği giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense aldanmış ilk gece annem
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır gökler açardı
Şimdi ne ihtimal ne de imkan var
Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı göklerSezai Karakoç
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı











